Kandemir Konduk, bu şahsına munhasır ismi sanırım duymayanınız yoktur. Komedi tarzı dizilerde eğer senaryoda onun ismi varsa vurgulama konusu çok yüksek seviyededir: "Kandemir Konduk'un senaryosunu yazdığı..."
Konduk'un komediye dönük bir düstura, farklı bir zekaya sahip olduğu az çok bilinir, konuşulur... Genelde 90'lardaki TV dizilerinde bunu ben de görüyordum ama tesadüfen elime geçen bir kitabında ilk kez komediye dönük ilginç bakış açılarını "okuma" imkanım da oldu.
Bir ustanın kaleminden 1980'ler...
"Sayenizde Efendim" adlı, neredeyse 30 yıl öncesinde kaleme alınmış eserinde Konduk, 1980'lerin başındaki Türkiye'yi, daha çok İstanbul'u, her biri 5-6 sayfalık komedi türü hikayeler temelinde paylaşıyor. Eserde, kimi zaman bir memur oluyorsunuz, kimi zaman Ford marka o efsane toplu taşıma araçlarında seyahat etmek zorunda kalan ama pek fazla şikayet etmeyen insanlar...
Samimi tespitler komedyası
Tespitler, samimi oluşu ile kendine okunma süresince öyle bir bağlıyor ki, o kısa hikayelerin kısalığını ciddi manada yadırgıyor, sonrasında gelen hikayenin sizi çabucak sarışıyla öncekini hızlı bir şekilde kenara bırakabiliyorsunuz. Geçişler, anlatı, konuşma dilindeki samimi diyaloglar, akıcılık ve her alanda gülümsetici serüvenler yazarın hikayelerindeki en güzel köşeler... Eserin en hoş özelliklerinden bir diğeri ise sizi sıklıkla gülümsetebilmesi, hatta kimi anlarda kahkahalar atmanız bile olası.
Kitapta aktarılanlar ve bir anda karşılaştığınız manzaralar, her ne kadar 30 sene öncesine dayansa da tam anlamıyla -tespitler komedyası- şeklinde, üstelik güçlü bir kalemin ince çizgileri ile karşınızda belirdiği için 50 sene sonra dahi tekrar tekrar gülünebilecek bir eser özelliğini beraberinde taşıyor.
Nerede bulurum?
Kandemir Konduk'un Sayenizde Efendim'ini bir çırpıda okuyabilir, bolca düşünüp gülebilirsiniz... Kitaba nasıl ulaşırım sorusunun cevabı ise 2. el kitapçılar... Sahafçılar Çarşısı'nı ve Bakırköy'ü de deneyebilirsiniz ama özellikle Kadıköy'de Sayenizde Efendim'in bulunma olasılığı yüksek.
yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ocak 2014 Cumartesi
21 Aralık 2013 Cumartesi
Orhan Pamuk’un Beyaz Kale’si Üzerine
Orhan Pamuk’un Beyaz Kale adlı romanı, 180 sayfaya
sığdırılan gerçek bir dostluk serüveni. Az sayıda mekan, az sayıda kişi, az
sayıda heyecan verici olaya tanıklık edilen eser, Osmanlı İmparatorluğu’nda 17.
yy’da geçiyor. Merkezi iki kişiye dayalı Beyaz Kale’de bu kişilerden ilki
Osmanlıların eline geçen Venedikli ve zekasıyla açıkca fark edilen bir esir,
diğeri ise esirin sahibi “Hoca” adlı bilime meraklı kişi. Esir ve Hoca’nın bir
odada bilim üzerine yaptıkları konuşmalar, Hoca’nın Venedikli'nin gözünden
psikanalizi kitabın hem giriş kısmını hem de aslında tüm romanın çekirdeğini
oluşturuyor. Bu arada her ikisi de birbirlerine benziyorlar, neredeyse ikiz
gibiler. Hoca’nın Venedikli tarafından adeta “bilgiyle donatılması” ve zamanla
Osmanlı Sultanı’nın gözüne girerek nispeten varlıklı hal alması kitabın gelişme
sürecinde işleniyor. Bu süreçte Venedikli Hoca’ya Hoca’da Venedikli’ye hayatını
bir masa etrafında yazarak aktarıyor. Kısa hikayeler yazıp birbirlerine veriyorlar.
Hoca, bu hikayeleri küçük yaştaki Sultan’a okuyarak onun yakınlığını kazanıyor. Bunun avantajlarını da yavaş yavaş kazanıyor.
Venediklinin yurt ve eşine duyduğu özlem, Hoca’nın ilerleyen
yaşına karşın evlenmemiş olması eserde verilen detaylar arasında. Beyaz
Kale’nin sonuca doğru ilerleyen bölümü ise Venedikli ve Hoca’nın birbirlerine
karşı duydukları sevgi, Hoca Efendi’nin
Venedikli’den öğrendiklerini Sultan’a aktarıp önemli ve hatrı sayılır bir kimse
olması; daha sonra Venedikli’nin Sultan’la tanışıp onu zekasıyla etkilemesi,
Sultan’ın kişilik özellikleri ve son olarak da Hoca ile Venedikli’nin birlikte
geliştirdikleri devasa bir top, romanın çok sayıdaki odak noktasına kaydığı,
okurun merakının arttığı bir süreci beraberinde getiriyor. Devasa top
hazırlandıktan sonra Osmanlıların Lehistan seferine çıkılması ile sonuç kısmına
geliniyor.
Bu seferde top başarılı olamıyor; üstelik çok büyük olduğu
için her top atılışında Osmanlı askerlerinin ölümüne de neden oluyor. Lanetli
sayılması ve Osmanlı ordusunda Venedikli’nin ve Hoca’nın “lanetli” olduklarını
düşünmesi ile süreç kitabın sonlarına gelinirken okuru bir bakıma “şoke” eden
bir noktaya geliyor. Hoca efendi, çok benzediği Venedikli’nin yerine geçip kaçıyor.
Vendikli ise “Hoca”ya dönüşüyor. Bu süreç o kadar doğal bir şekilde ifade
ediliyor ki okuru da çok şaşırtmamanın ötesinde birbirlerinden ayrılmalarından
ötürü üzüyor; ikilinin sürekli birlikte geçen hayatlarında bu noktaya gelinmesi
okur açısından sarsıntılı oluyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

